*Ah Muhsin Ünlü’nün “Sevgili Güllük” adlı şiirinden ve şarkılardan esinlenilmiştir. 

 

Karşıdan karşıya geçiyor insanlar, bir sürü ayak. Alışveriş yapıyor insanlar, bir sürü el. Çiçekler açmış, bir sürü kırmızı. “Sevdiğim zülfünü kimler tarıyor?”

 

Duraklar geçiyor, bir sürü yol. Dudaklar geçiyor, bir sürü diş. Çitlerle çevrili ağaçlar. “Sevdiğim zülfünü kimler tarıyor?”

 

Yazlar vardır kalın battaniyeleri dolaba kaldıran. Başlar var bir sürü düşünce. Gözler var bir sürü sezgi. Saçlar var rüzgara karşı. Tek teli düşmeye gör siyah bazen sarı hatta kahverengi. “Sevdiğim zülfünü kimler tarıyor?”

 

Yarın zor bir gün olacaktı.

 

Bazı günler zordur. Zor günler vardır. İnsan koşarak sabahın beşinde evden çıkabilir, metroya binebilir, gözlerini yolda kapatabilir, en son gördüğü rüyayı düşünebilir. Hatırlayamazsa üzülebilir. Biten aşklar bazen sabah mahmurluğunda insanın kalbine çökebilir. Olabilir. Her şey mümkün, her şey olası.

 

Sessizlik kulaklarımdan kalbime doluyordu.

 

Sessizlik vardır. Sessizlik sensin geceleri, çok sevdiğim bir dizedir. Sessiz diye bağırdığım günler hep aklımdadır. Hasret vardır. Sadece doğduğu yeri özlemez insan, bir anı, bir durumu, bir insanı da özler.

 

Anlamak vardır. Bazen çok zaman geçince anlar insan, bazen saniyeler içinde. İdeal etmek de yakın anlamlı bence ama hangisi daha kapsamlı sözlükler bilir. Bilir mi gerçekten? Her zaman böyle miydi bilmiyorum, bir şarkı sözü müdür sadece?

 

Her anı dinlemek istiyorum.

 

Anın içinde kalmak geçmişi temize çekecek, geleceği güzelleştirecek. Mucizeler vardır. Mucizelere inanıyorum. Küçük büyük, yani irili ufaklı. Umut etmek vardır. Ummak. “Kimden umarsın?”

 

Defterlere olan hayranlığım her daim.

 

Hiç yazılmamış kareli bir deftere başlamak gibiydi bazı şeyler. Kareli, çizgili ve çizgisiz defterler vardır. Çok sevdiğim bir arkadaşım buraya ilk geldiğimde bana yeni bir sayfa değil yeni bir defter açıyorsun, demişti. Yakın ve değerli arkadaşlar vardır. Yeni defterler yazmaya iter bazen insanı. Yazmak vardır. Senin de kalıbından aklından geçen şeyler yazıya dönüşse nasıl olurdu İsmail? İsmail vardır. O küçük şehrin büyük okullarından birinde tanıştım İsmail’le. Gözlükleri vardı. Beyaz tişört severdi diye kalmış aklımda. Bir kez de İstanbul’da kare bir masada çay içmişliğimiz var. Şimdi nerde ve ne yapmaktadır? Bilmemek vardır. Merak vardır. Hatırlamak ve anmak da vardır.

 

“Zaman sadece birazcık zaman”

 

Zaman sabahları yavaş, öğleden sonraları sanki hızlanır. Geç kalmışlık hissi sarar bazen. Yetişememek de vardır elbet. Akşamlar kendini geceye bırakırken uyku gelir. Bazen tek bir hikaye için kareli defterler alınır. Defterleri de sarar mı uyku, kapsar mı? Kapsamak vardır. Ucu kırmızı kalemlerle mazi yazılır. Mazi bazen kocaman bazen de daha az yer kaplar. Geri gelmeyişi iç acıtır ara sıra. İnsanın içim dediği bir yer vardır. İçime sinmiyor, içime sığmıyor, içim şişti… diye konuşulur. İçim denilen yere kalbimiz de dahildir bence. Ama kalp ayrı söylenir. Belki de ikisi ayrı ayrı yerlerdedir. İnsan denilen varlık bir muammadır bazen. Tanımak vardır. Ama nasıl, ne kadar zamanda? Başkalarını ve kendini tanımak marifet işi. Hayal kırıklığı. İnsan kendisini de hayal kırıklığına uğratır mı? Kendimden bunu beklemezdim. Kendimi kendime şikayet ediyorum. Kalan şeyleri Allah’a havale ediyorum. En hızlı havale nasıl olur bilemiyorum.

  

“Yarınlar bizim için yok artık”

  

Yarın olacak yine. Günler birbirine benzer bazen. Ama bence aynı değiller gene de. Bazı şeyler aynı olabilir ama günler ne getirir her zaman bilinmez. Biten günler, biten kalemler, biten defterler… Hepsine yeni bir kareli defter lazım. Kabı da siyah olsun, her şeyi içine alsın. İçimi, kalbimi, ruhumu, aklımı, zihnimi, bilincimi… ellerim kalsın bir tek dışarıda. Yarına dair şimdilik tek lafım: İşe geç kalmamalıyım.

 

Sabahın altısı da benim yedisi de.

  

Çalışmak vardır. Sabahın bir körü bazen akşamın bir saati… Öğlen yahut ikindi biten vardiyalar. Döslo ‘nun ilaçlarını ekmeklerin üzerine ezerken ve ona yedirirken heyecanlanıyordum. Duraklar boyu giden otobüslerde geçmiş, gelecek birbirine karışırken  gideceğim yer her saniye kısalacaktı. Duraklar vardır. Duraklarda inilir ya da binilir, pazar günleri otobüsler geç gelir. Sabah ve akşam uzun bekler insan. Beklemek vardır. Ben hayatın bana yapacağı sürprizleri bekliyordum. Çünkü biliyordum anı, bilinci yaşamak başlı başına şükürdü. Şükretmeyi seviyordum, bereket kattığına inanıyordum. Duydum okudum ben bunları birilerinden ve kitaplardan. Minnettarım bana gelen her bilgiye. Minnettarlık vardır. Bence güzeldir de.

 

“Yağmurlar dinmeden gel” 

  

Yağmurlu havaların karanlığı çökerken evlere, kısa kısa uğradığım penceresi açık yaz odaları. Bir yatak ya da bir koltuk hep var. Her şey çürük bir dişe dil değdirmek gibiydi, kaçınılmaz. Bugün Döslo yarın Strakham. Strakham’ın öğle yemeği. Bir çorba ya da patates püresi demişlerdi. Endişe vardır. Bazen bardak çorbada bile kendini gösterir. Şahı bardak çorba kimler içindir? Oysa ben yaşlıların çok zamanı var sanıyordum. Belki de yoktur. Yavaşlayan vücutları hızlı şeyler çekiyordur. Çarçabuk yapılıp saatler içinde tüketilen yemekler.

  

Vardır potporisi her daim bende devam edecek.

Vardır.

Vardır.

Vardır.

  

Ulaş Sona

 

 

Başlık ve ön okuma: Salih Canova

Edit: Ahmet Yılmaz