Ulaş Sona’dan Karagün Kolisi Kuş Günlükleri #1

Her şey hemen eskisi gibi olsun*

 

Vebiha teyzeyi başkası yıkasın, ben yatıp uyumak istiyorum.

Çiçek geldi sabaha kadar oturduk. Haki’nin doğum günüydü. Haki’ye aldığım balonları şişiremedim. Gidip başka yerden aldım. Haki çok mutlu oldu. Dündar’ın yaptığı doğum günü planını uyguladık. Ben yardım ettim. Sonra da sabahladık. Yarın işe gideceğim.

Çiçek seninle sohbet etmeyi özlemişim, sanki Taksim’deydik dedi.   

Uzun zamandan sonra ilk defa biriyle uzun sohbet ettim. Hem de gülerek eğlenerek. Çiçek de fark etti. Her şey yavaş yavaş yerine geliyordur belki dedim. Topluluklarda bazen üç kişi olduğumuzda bile ben konuşmuyorum ama dinliyorum sıkılmadan. Neden sessizim bilmiyorum. Bazen de birebirde bile dinleyen ben oluyorum. Ara sıra da göz kontağı kurmakta zorlanıyorum. İnsanların kaşlarına bakıyorum. Ama Güloş farkedilmiyor, dedi. Kaşla göz arası yakın olduğundan anlaşılmıyormuş. Bir tek Güloş’a dedim insanların gözlerine her zaman bakamadığımı. Yakın çevremdeki herkesin kaş yapısı aklımın bir köşesine kaydedildi.

Allah’a küsmüştüm. Son üç yıldır dargındım ona. Üç ay önce yeniden konuşmaya başladım. Geçmişin lafını hiç etmedim ama “öyle bir dert verdin ki kendime gelemedim” adlı şarkıyı ona hediye ettim. Bana 5 rakamını yolladı. Saat 5 yoksun. Saat 5 doğru yoldasın. O da belki farkındadır bana ağır gelen şeyler yaşattığının. Belki de her şeyi bana yıkıyordur. Bilemiyorum. Ne bire bir de ne de topluluklarda başka soru sormadım O’na.

Hava çok soğuk. Kalın hırkamı çıkardım. Herkesler gitti. Çiçek, ben ve Haki kaldık. Anneme kalktım diye mesaj attım. Uyumadım demedim. Annemin Allah’la arası iyidir. Hay Allah desin istemedim. Benim, ablamın, annemin ve teyzemin duaları yeter mi felaketleri önlemeye?

Ben şimdinin peşinde koşuyordum. 2015 yılında, beş yıl önce başladı süreç. 2016’da ilk, 2018’de son atağımı yaşadım. Her şey dahil toplam 7 ay gitti ömrümden. Uzantılarıyla daha çok.

Vebiha teyzeyi başkası yıkasın, ben rüya göreyim.

İki gece önce rüyamda vuruldum. Hissettiğim acı o kadar gerçekti ki. Beki’yi yeniden düşünmeye başladım belki ondan rüya gördüm.

Bir kaç saat sonra yola çıkacağım. Adresi bulacağım, hava aydınlanmış  olacak. Üç kişi olduk ya ben hiç konuşmadım yine. Bu gecenin bütün cümlelerini Çiçek’e söyledim belki ondan. Kendini peygamber sanmıştın. Ben çok isterdim gerçek olsun, dedi. Çirkinlerin, ezilenlerin trans peygamberi. Allah bu sefer bir transı seçti. Benim yaşım kırk değil ama yolumuz uzun olduğundan daha erken geldi bana diye anlatıyordum herkese.

Doktorlara sürekli beklenen Mesih’in ben  olduğumu, kaybolan 12. İmamın geldiğini, vücudumdaki benleri kanıt olarak gösterip anlatmaya çalışıyordum. Çeviri yapan başka bir doktor vardı. Her seferinde benim seçilmiş insan olduğumu çeviriyordu. Son görüşmemizde bunu bana yeniden sordular. Hayır ben değilim dedim. Öbür doktor dönüp bana gerçekten mi dedi. İnanmış bana diye düşünmüştüm. O kadar içten sormuştu ki. 

Çiçek keşke, dedi. Sonra güldük. Benim çocukluktan bildiğim bütün dini bilgiler politikayla birleştirip komün bir yaşamın kurallarını çıkarmıştım. Bir gece sabaha kadar büyük bir kartona yazılar yazmıştım. Son taşınmada kayboldu. Önce çok üzüldüm. Sonra belki de gitmesi gerekiyordu dedim. Boyutları yazmıştım kartona, seviyelerimizi. Devrimin Beşiktaş’tan başlayacağını. Çünkü en son Abbasağa’da oturuyordum. Her rakamın bir anlamı vardı. Meleklerle Yaşamak kitabından öğrenmiştim. Kur ‘an, İncil, Metin Hara, Şimdinin Gücü üzerine bir de  (ilkinde ve ikincisinde) madde kullanınca Mesih ben olmuş, karanlığa karşı savaşıyordum. Ama sonuncu rahatsızlığımda madde yoktu mesela. İşte o zaman bana koydukları tanı değişti. İlaçlar değişti. Sonuncusu hepsinden uzun sürdü. Hala önemli bir insandım ve takip ediliyordum. Öyle sanıyordum yani. Kıyametin koptuğunu, herkesin öldüğünü bir tek benim kaldığımı sandım. Çok ağladım. Hep iktidarla savaştım. Tek başıma kalmış  olmak çok üzdü beni. Ve daha neler neler. Bunlar en özet halleri. Ayrıntılar bana dokunuyor, gülebileceğim şeyleri anlatıyorum.

Vebiha teyzeyi başkası yıkasın, ben ilk kez yapacağım.

Benim bu gece Çiçek’le sabaha kadar konuşmam şükür listesine eklendi. Duvar gibiydim bir zamanlar. Tebessüm bile edemiyordum. Çok ağır haplar verdiler bana. Okulda herkes bana bakıyormuş sonradan fark ettim. Anlamıyordum bende ne var. Ben de hiç bir şey yokmuş, hiç bir insani tepki yokmuş. Buymuş benim halim.

Zordu çok zordu. İşte o zaman anlayınca, ilk kez yarım yamalak gülünce bir arkadaşım güldün dedi. Sevinmiştim. Daha öncesinde kimse bana bir şey dememişti. Sabit bakmışım dünyaya. Türkiye’den bir arkadaşım gelmişti. Bana öyle bakma, demişti. Nasıl demiştim. Sonra panikleyip ben biraz yürüyeyim deyip masadan kalkmıştım.

Ama hep dostlarım ve ailem yanımda oldu. Hiç bırakmadılar beni. Vebiha teyze senin de ablan var mı?

Geçen hafta ben hastayken bana ziyarete gelen bir arkadaşım rahatsızlandı. Ben de ona gittim. Çok tuhaf hissettim. Bu sefer dışarda olan bendim. Çok iyi biliyordum. Sana gelecek insanları beklemenin ne demek olduğunu, nasıl iyi geldiğini. Sonra hemen çalışmaya başlamak istedi. Ben de hemen çalışmak istemiştim. İnsan her şey hemen eskisi gibi olsun istiyor.  Ama bu her zaman mümkün değil. Bak ben ne kadar zaman oldu, yeni yeni uzun sohbet edebiliyorum. Kim bilir belki bir gün topluluklarda da konuşurum. Vebiha teyze keşke sen de sabahlamış olsan.

Dilini bilmediğim bir hastanede kaldım. Hep çeviriyle iletişim kurabildim. Ama şunu öğrendim. İnsan iyi olmadıktan sonra nerde olduğu hiç de önemli değil. Sağlıklıysan ama bunun farkında bile değilsen benim gibi kaybedince anlıyor insan. Çiçek üç kişi de bile konuşmuyorsun, dedi. Önceden olsa buna çok üzülürdüm. Ama lügatımdan eskiden/eskisi/eski versiyonlarını çıkardım. Yeni bir ben vardı. Bütün sakinliği ve duruluyla. Az konuşan, çok dinleyen, ara sıra gülen ama yine yüksek kahkaha atan bir ben. Bugünüme şükür. Bu süreçlerden kurtulamayabilirdim. Alkolün maddenin hakimiyetinden çıkamayabilirdim. Direndim başta bırakmamak için. Ama bak şimdi aramaz oldum. Saat 7, ayık ve dinç mutfakta yeni gün kahvesi yapıyorum.

– Vebiha teyze kahvene şeker ister misin?

– Akıl kıl üstündedir yavrum, uçar.

– Doktorum bana ne dedi biliyor musun Vebiha teyze. ‘Bir gün bir sinemanın önünden geçerken afişte senin adını göreceğim.’ Ne umutlu bir dilek değil mi?

Ulaş Sona

*Başlık ve ilk okuma için Salih Canova’ya teşekkür ederim.