Gençliğinde ses  sanatçısıymış. Sonra orkestrada ud çalan başka bir sanatçıyla evlenmiş. Hiç hayalinde yokmuş halbuki.
Bana çok iş yaptırmadı. Banyoyu temizlemedim mesela. Otur dedi, ben bilirim bu işleri, sakın yorma kendini. Kek ye, meyve suyu iç.
Saçları kızıl, dializ makinesine bağlı. Zor nefes alıyor.
Fotoğrafları anlatırken sesi değişiyor. Sakın yaşlanma diyor bana sakın.
Bu işi yapmam hazin geliyor bana, hüzünlü geliyor. Yaşlı ve hasta insanların evlerine giriyorum. Bir saat ya da iki saat kalıyorum. Sürem dolunca çıkıyorum. Bir gün hepimizin yaşlanacağını, en çok da kendi yaşlılığımı düşünüyorum. Birbirimize bakar mıyız İsmail?
Çok yaşlılar kimisi yürüyemiyor kimisi zor hareket ediyor. Kimi sürekli uyuyor kimi de hiç kapanmayan televizyona bakıyor.
Bir bacağı olmayan alman bir hastaya gidiyorum. Kocaman bir bahçenin en dip köşesinde iki göz evde kalıyor. Hızlı hızlı hareket ediyor. Bir köpeği iki kedisi var. Yedi çeşit hap içiyor. Sarılıyor bana, hep sen gel diyor. Onun almancasını anladığıma hayret ediyorum. U7 metro hattının son durağına gidiyorum. Sonra da otobüse biniyorum. İnince de on beş dakka yürüyorum. Ama ben de onu seviyorum.  Doğum günüymüş geçtiğimiz hafta gelen hediyeleri anlatıyor bana. O da hep televizyona bakıyor. Yemek tarifleri izliyor. Bazen benim de gözüm kayıyor. Kısaca dalıp gidiyorum. Sonra banyoya gidiyoruz. Yardım ediyorum ona. Neredeyse soğuk olan suyu seviyor. Bu iyi diyor. Saçlarına masaj yapıyorum. Bacağından hiç bahsetmedi ben de hiç sormadım. Üzülür belki ya da severek anlatır bilemiyorum ki. Çukulatalı ekmek yiyor kahvaltıda, eşinin, ailesinden ölen kişilerin ölüm tarihlerini bir deftere yazmış. Anlatıyor ben de dinliyorum.
Sonra o uzun yoldan başka bir eve doğru yola çıkıyorum. Gelincikleri, kiraz ağaçlarını görüyorum. Uzak bir yerde hissediyorum kendimi. Sanki iki sokak sonra deniz varmış gibi geliyor. Halbuki deniz yok bu şehirde ama nehir var kanal var.
Her evde farklı şeyler yapıyorum. Bazen sadece yemek yapıyorum bazen de temizlik. Kolumdaki saate bakarak hızımı ayarlıyorum. Sonra deftere almanca ne yaptığımı yazıp imzamı atıyorum.
Altı haftadır bu işi yapıyorum. İlk iki hafta ablaların yanına gidip geldim. Öğrettiler bana işi. Zor hastalara özellikle dikkat etmemi söylediler. Günde en az iki en çok beş eve gidiliyor. Sabah erken başlıyor, öğlene kadar bitiyor. Bitince başka hiç bir şey yapasım gelmiyor. Eve geliyorum mutfak masasına oturup kahve yapıyorum. Sigara üstüne sigara içiyorum. Bazen saatlerce oturuyorum. Hiç kalkasım gelmiyor. Hikayem nasıl bu noktaya geldi bilemiyorum. Nasıl ama nasıl. Şimdiye kadar çalıştığım yerler arasında saat ücreti fazla olan tek iş bu oldu. Zor iş çünkü. Herkes yapmıyormuş, yapmak istemiyormuş. Ama ben sevdim. Onlar da beni sevdiler. Ben hep aynı bendim. Sevmeyen de çok olmuştu. Başvurduğum ama olmayan çok yer oldu. Sera işi vardı mesela. Sadece dört saat çalışmıştım. Çok güzeldi ama çiçek adlarını bilen birini arıyorlardı. Hiç ses yoktu serada. Alabildiğine çiçekti her yer. Öğrenmek istersen tohum ekme zamanı gel dediler. Düşünmedim değil. Sonra bir pastane işi vardı. Kameradan izlemişler beni duruşunu beğenmedik demişlerdi. Çıkınca ağlamıştım. Bu işten öncede dokuz ay pizzacıda çalıştım. Korono dönemi işsiz kalınca bu işi buldum.
İlk geldiğimde Türkiyelilerin sahibi olduğu bir markette kasap reyonunda temizlik yapıyordum. Olay tam olarak “anne adam et kokuyor” cümlesiydi. Arkada hep metropol fm çalıyordu. Müslüm eşliğinde makine temizliyordum. Sonra bir ay otelde çalıştım. Yavaş buldular beni. Asla zamanında bütün odayı temizlemeyi beceremiyordum. Sonra peynir anketinde çalıştım. Ekibi küçülttüler ve beni çıkardılar. Meyve suyu makinelerini temizleme işinde de çalıştım. Ta ki amcasını işe alana kadar.
Üç sene az değil. Bunun toplam bir yılı sağlığımı kazanmakla ve iyileşmekle geçti. Kalan iki yılda hep baştan başlayarak Almanca öğrenmeye çalıştım. Bu sefer oluyor derken korono başladı ve ben evde kendim çalışmayı denedim. Şimdi Almanca konuştuğum bir ev arkadaşım var. Bu süreçte değiştirdiğim evler de çabası. Burada oda bulmak, ev bulmak çok zor. Ama ben şanslıydım, hiç sokakta kalmadım. Bu altıncı evim. Çok ferah bir odam var. Koltuk bile vardı odada. En çok ona sevindim.
Bütün bunlar olurken  en çok öğrendiğim, düşündüğüm, hissettiğim dövmesini bile avucuma yaptırdığım şey sabır oldu. Sabrediyorum. Değiştim, duruldum, daha az konuşur oldum ama gülüşümün kıymetini de bilir oldum. Saçlarımı uzatıyorum sabırla, Almanca çalışıyorum sabırla, bıyıklarım olsun istiyorum sabırla, beş buçukta uyanıyorum sabırla.
Kendimi bir ses stüdyosunda foley yaparken hayal ediyorum. Kim bilir diyorum ne kadar mutlu olacağım. 2016 yılında on gün foley izledim ve yapmaya çalıştım. Ömrümün en güzel on günüydü. Hiç unutmadım. Ne zaman canım sıkılsa nisan ayının o en güzel on gününü düşünüyorum. Yine olacak neden olmasın diyorum. Zaman biraz zaman alacak. Beklerken yeni hikayeler biriktereceğim. Ağlayacağım, güleceğim, isyan edeceğim, şükredeceğim… Ama hikayemi seveceğim.
Bu benim hikayem. Çok isteyerek geldim buraya. Başıma geleceklerden habersiz heyecan doluydum. Şimdilerde sakin sakin duruyorum. Bu yaz bisiklet öğrensem diye düşünüyorum. Yakın yerlere gidip gelsem yavaş yavaş diyorum. Biraz biliyorum ama düşeceğim sanıp kendimi yere atıyorum. Bisiklet de var, bakalım.
İlk defa derli toplu göç hikayemi yazmayı denedim. Sağlık sorunları yaşadığım dönemleri anlatamayacağım sanırım. Belki daha sonra. Hem ağlatan hem güldüren şarkılar gibi o günler. Kötü çıktığın fotoğraflardan kendini kesip oyarsın ya ben o fotografları da sevdim. Beton olmak nedir her zaman anlatılmaz ki. “Hekimden sorma çekenden sor demişler.” Bazı şeyler sadece yaşanıyor. Tanı ve ilaç sahibi bir insanım uzun zamandır. Ama benim gibi olan çok insanla tanıştım. Başka hikayeler de iyi geliyor insana.
Hayat hep ileriye doğru gidiyor. Çok fazla dikkat ediyorum artık. Hem kendime hem de geçip giden günlere. Bir ay sonra otuz üç yaşında olacağım. Okula gitmeyi düşünüyorum. Üç sene, otuz altıda okul bitirsem, kırkımdan önce hayallerime yaklaşsam ya da daha geç… Ama mutlaka, inşallah. Yolunda ölürüm diyen karıncaya benzedim. Çok şeye benzedim geçen zaman içinde.
 En çok turna olmak istiyordum. Oldum da. Bütün bir geçmişi ya da geleceği düşünemeye çalışıyorum. Anda kalmaya günü yaşamaya çalışıyorum. Hayaller zaten varlar. Ucundan kesilmiş parmak acısı gibi bazen her şey. Olsundu varsındı.
Ulaş Dutlu. Berlin.